Now Playing Tracks

Marangoz


YILLARIN marangozuydu. Saçlarını o küçük atölyesinde ağartmıştı. Eskisi kadar işi yoktu artık. Fabrika mamulü eşyalar piyasayı istila etmişti. El işi özel imalat meraklıları dışında kimse gelmiyordu dükkânına. Hani neredeyse birer sanat eseri olan masalar, sehpalar, kitaplıklar yapar, geçimini bununla sağlardı. En iyi tahtaları kullanır, görülmedik bir özenle çalışırdı. 

Tahta mı gerekiyor, keresteciye mutlaka kendisi gider; ceviz, gürgen, çam cinsinden en iyi tahtaları bizzat seçip alırdı. Üzerlerinden en az bir yıl geçmedikçe bu tahtaları asla kullanmaz, kurumalarını beklerdi. Bu yüzden de yaptığı eserlerinde en küçük bir ayrılma, eğilme, bükülme olmazdı. İmal . ederken pek az çivi kullanırdı, “Demir çivi eşyanın ömrünü kısaltır” derdi. 

İşinde gayet titizdi. Az konuşur, sorulan sorulara kısa cevaplar verir, ücret konusunda hiç pazarlık etmezdi. Tanıyanlar bilirlerdi bu huyunu, tanımayan müşteri gelir de fiyata itiraz ederse, sözü uzatmaz, “Ben hakkımdan fazlasını istemem” der, pahalı geliyorsa başka bir marangoza gitmesini söylerdi. Sinirliydi biraz, bu huyunu bilir, kimseyle tartışmamaya çalışırdı. 

Sabah namazından beri çalışıyordu. Bir hayli yorulmuştu. Sipariş edilen bir masayı daha bitirdikten sonra, “Bugünlük bu kadar yeter” deyip oturdu. Kurban bayramına üç gün kalmıştı, kurbanlık alması gerekiyordu. “Bir bardak çay içeyim de ondan sonra giderim” dedi. Kendi kendine konuşurdu yalnız zamanlarında. Emektar aletleriyle sohbet ederdi bazen. Bunlar onun organları gibiydi. 

İki dükkân ötedeki çay ocağına gitti, selam verip bir sandalyeye oturdu. Onun her zaman “orta açık çay” içtiğini bilen garson, sormaya bile lüzum görmeden getirdi çayını. Şekeri karıştırırken, kendisi gibi emektar ustalardan biri olan arkadaşı kapıda belirdi. Sonra da gelip yanına oturdu. Tornacıydı adam. Son zamanlarda iyice yaşlanmış, işini göremez olmuştu. Dalgındı, hüznün resmi mürtesemdi yüzünde. 

Söz kurbandan açıldı, konuştular bir iki satır. 

“Biraz sonra gidip kurbanlık alacağım” dedi marangoz. 

Tornacı dalgın gözlerle marangozun yüzüne bakıyordu. Söyleneni işitiyor ama anlamıyordu. Marangoz farkına vardı bunun: 

“Canın sıkkın” dedi. 

“Evet.” 

“Sebep?” 

“Bir talebe var… Üniversitede okuyor.” 

“Ne var bunda?” 

“Önüm sıra yürürken birden yere yıkıldı çocuk.” 

“Niye?” 

“Kaldırdım hemen. Sebebini sordum. Önce söylemek istemedi. Israr ettim… Açlıktan başı dönmüş…” 

“Kimi kimsesi yok mu peki?” 

“Gurbet hali, bilirsin. Arkadaşları var gerçi. Bizim binanın bodrum katında kirada oturuyorlar. Hepsi memleketlerine 
gitmişler.” 

“Bu niye gitmemiş?” 

“Gidememiş. Para beklemiş ama gelmemiş parası. Ailesi fakirmiş anlaşılan, gönderememişler. Cebindeki üç beş kuruş da bitince aç kalmış. Kimselere söyleyememiş derdini.” 

Marangoz şakaklarını ovdu bir süre. İri bir eli, nasırlı parmakları vardı. Âdetiydi, canı sıkıldı mı iyice bastırarak alnını, şakaklarını, göz çukurlarını ovardı. Tornacıyı ilk kez görüyormuş gibi bakarak sordu: 

“Sen ne yaptın peki?” 

“Ne yapacağım” dedi Tornacı, “aldım eve götürdüm. Allah ne verdiyse beraber yedik. Lakin fazlasını yapamadım. Benim de meteliksiz zamanıma rast geldi. Kalktım buraya geldim, belki bir iş çıkar diye.” 

“Çıktı mı peki?” 

Tornacı “Nerde o eski günler!” dercesine elini sallayıp sustu. Önüne konan çayı karıştırmaya başladı. Şeker atmayı unutmuştu. 

Marangoz da susuyordu. Bir yanda evde kurban bekleyen hanımı vardı, öte yanda parasızlıktan yere yıkılan bir garip talebe. Elini cebine attı, bütün parasını çıkarıp tornacıya uzattı: 

“Götür ver!” dedi, “Söyle ona, memleketine gitsin.” 

Tornacı hayretle baktı: 

“Hepsini mi?” 

“Hepsini.” 

“Kurban alacaktın hani?” 

“Allah kerim!” dedi Marangoz, başka da bir şey söylemedi. 

Uzunca sustular. Tornacı parayı cebine koyup . gitti. Marangoz da atölyeyi kapatıp evin yolunu tuttu. Yürüyerek gitmek zorundaydı, son parasını da çaycıya vermişti çünkü. 

Evde, “Kurbanlık almadın mı Bey?” diyen hanımına da Tornacıya verdiği cevabı verdi: 
“Allah kerim!” 

Kadın başka soru sormadı. Tanırdı kocasını. Sessizce sofra hazırlamaya başladı. 

İkinci gün tekrar atölyesine gitti Marangoz. İş elbisesini giyip tezgâhının başına geçti. Çam ve tutkal kokuyordu atölye. Yıllardır bu kokuyla yaşamıştı. Bu koku elbisesine de siner, her nereye gitse onunla gelirdi. Eline planyayı aldı, işe başlayacaktı ki kapıda bir adam belirdi: 

“Merhaba usta!” 

“Merhaba!” 

Adam eşikte duruyordu, arkası güneşe dönük olduğu için yüzü iyi seçilmiyordu. Marangoz tanıyamamıştı. Adam anladı durumu, bir iki adımda içeriye girdi. 

“Beni tanıyamadın galiba.” 

“Evet.” 

“Üç ay kadar önce sana bir iş yaptırmıştım. Çalışma odam için masa, sehpa, kitaplık falan… Paranın bir kısmını 
vermiş bir kısmını sonraya bırakmıştım. Şimdi hatırladın mı?” 

“Hatırlar gibi oldum. Gebzeliydin galiba.” 

“Evet… Ya usta, kusura bakma, parayı geciktirdim. Bir türlü yolum düşmedi buralara. Sen de arayıp sormadın.” 

Cebinden bir deste para çıkartıp uzattı Marangoza: 

“Buyur. Bayram yaklaştı, lazım olur. Hakkını helal et.” 

Marangoz parayı alıp tezgâhın üstüne koydu. 

“Buyur bir çay iç” dedi. 

“Sağ ol usta, başka zaman. Arabayı çalışır vaziyette bıraktım. Bana müsaade.” 

Ustanın elini sıkıp gitti adam. 

Marangoz parayı saydı. 

Kurban bayramı için ayırıp da sonra Tornacıya verdiği paranın tam iki katıydı! 

En küçük bir hayret ifadesi belirmedi yüzünde. Hafifçe gülümsedi ve “Allah kerim!” dedi.

ASLA ÇOK GEÇ DEMEYİN

Çok geç diye bir zaman yoktur!.. 

Okulun ilk günü, ilk derste profesörümüz, önce kendini tanıttı, sonra; 
“Bu yıl, yepyeni bir öğrencimiz var. Çok ilginç biri bakalım bulabilecek misiniz” dedi.. 
Ayağa kalkıp etrafa bakmaya başlamıştım ki, yumuşak bir el omzuma dokundu.. 

Döndüm.. 

Yüzü iyice kırışmış bir yaşlı hanımefendi, bana gülümseyerek bakıyordu.. 
“Ben Rose” dedi.. 

“Benim adım Rose, yakışıklı.. 87 yaşındayım. Madem tanıştık seni kucaklayabilir miyim?. 

“Güldüm.. “Tabii” dedim.. 

“Hadi sarıl bana..” 
Öyle sımsıkı sarıldı ki” Bu kadar genç ve masum yaşta üniversiteye niye 
geldin” diye şaka yaptım.. 

Minik bir kahkaha ile yanıtladı: “Buraya zengin bir koca bulmaya geldim. 
Evlenip birkaç çocuk doğuracağım. Sonra emekli olup dünya turuna çıkacağım..” 
Dersten sonra kantine gidip, birer sütlü çikolata içtik. Hemen arkadaş olmuştuk. Ertesi gün ve ertesi üç ay, sınıftan hep birlikte çıktık ve hep kantinde lafladık.. Öyle akıllı ve öyle deneyimliydi ki, onu dinlemekle, derslerden daha çok şey öğrendiğimi hissediyordum. Sömestre boyunca Rose kampüsün gülü oldu. Nereye gitse etrafı çevriliyor, çok çabuk arkadaş ediniyordu. iyi giyinmeyi seviyor, diğer öğrencilerin ilgisini çekmeye bayılıyordu. Rose hayatını taşıyordu.. 

Hepimizden daha canlı, daha dolu yaşıyordu.. Sömestre sonunda, Futbol . balosuna davet ettik, Rose’u.. Konuşma yapması için.. Orada bize verdiği dersi unutmama imkan yok.. Konuşmasını önceden hazırlamış ve bir yığın karta kocaman kocaman yazmıştı. Elinde bu deste ile kürsüye yürürken, kartları elinden düşürdü. Konuşma darmadağın olmuştu. şaşkın, biraz da utanmış 
mikrofona doğru eğildi.. 

“Ne kadar beceriksizim, değil mi?.. Özür dilerim.. Buraya gelmeden önce heyecanım yatışsın diye bir heyecan yatıştırıcı hap içtim. Sonucu görüyorsunuz.. şimdi bu kartları toplasam bile onları yeniden sıraya koymam mümkün değil.. Onun için en iyisi ben size aklımda kalanları söyleyeyim, olur mu?..” Biz kahkahalarla gülerken, o bardaktan bir yudum su aldı ve konuşmasına başladı: “Yaşandığımız için, evlenmekten, oynamaktan, yaşamaktan vazgeçmeyiz.. Evlenmek, oynamak ve yaşamaktan vazgeçtiğimiz için yaşlanırız. Genç kalmanın mutlu olmanın ve başarıya ulaşmanın sadece dört sırrı vardır.. Her gün gülmek ve yaşama katacak mizah bulmak.. Bir rüyanız olmalı mutlak.. Rüyalarınızı kaybettiniz mi, ölürsünüz. 

Etrafımızda dolaşan pek çok kişi aslında ölü ve bundan kendilerinin bile haberi yok.. Yaşlanmakla, büyümek arasında çok büyük bir fark vardır.. Eğer 19 yaşındaysanız ve bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden bir yıl sırtüstü yatarsanız, sadece bir yaş yaşlanır, 20 olursunuz.. Ben 87 yaşındayım ve ben de bir yıl hiçbir şey yapmadan, hiçbir şey üretmeden sırtüstü yatarsam, 88 yaşımda olurum. Herkes bir yılda bir yaş yaşlanır. 
Bunun için özel bir yetenek ya da bilgiye ihtiyaç yoktur. Oysa bir yaş daha büyümek için, mutlak bir şeyler yapmak, üretmek, kendini geliştirecek fırsatları bulmak ve kullanmak gerekir. Asla pişman olmayın.. Biz yaşlılar, genelde yaptıklarımızdan değil, yapmadıklarımızdan pişman oluruz çünkü.. 

Ölümden korkan insanlar, pişman olanlardır.. Pişman olmaktan korktukları için hiçbir şey yapmayanlardır..” 
Ders yılı sonunda Rose, yıllarca önce başlayıp, yaşam mücadelesi içinde ara 
vermek zorunda kaldığı üniversiteyi derece ile bitirdi.. 

Mezuniyet töreninden bir hafta sonra, uykusunda, huzur içinde öldü. 

Cenaze törenine 2 binden fazla üniversite öğrencisi katıldı. 
“Yapabileceğimiz her şeyi yapmak için asla geç olmayacağını” hepimize hem de nasıl öğreten bu muhteşem kadının anısına layık bir törendi bu.. Rose’un 
öğretisi aslında dünyanın bütün üniversitelerinde zorunlu ders olmalıydı: 

“Çok geç diye bir zaman yoktur!..”

Sevgi bu olsa gerek.

Yaşlı bir adam sabah erkenden evinden çıkmış, yolda ilerlerken bir bisikletlinin çarpmasıyla yere yuvarlanmış ve hafif yaralanmış. Sokaktan geçenler yaşlı beyi hemen en yakın sağlık birimine götürmüşler. 

Hemşireler önce pansuman yapmışlar ve ‘biraz beklemesini ve röntgen çekerek her hangi bir kırık veya çatlak olup olmadığını’ inceleyeceklerini söylemişler. Yaşlı adam huzursuzlanarak ‘acelesi olduğunu, röntgen çektirmek istemediğini’ söylemiş. Hemşireler merakla acelesinin sebebini sormuşlar.

”Eşim huzur evinde kalıyor. Her sabah birlikte kahvaltı etmeye giderim. Gecikmek istemiyorum ” diye yanıt vermiş. ”Eşinize gecikeceğinizi  haber veririz deyince yaşlı adam üzgün bir ifadeyle ”Ne yazık ki karım alzheimer hastası. Hiç bir şey hatırlamıyor. Hatta benim kim olduğumu dahi bilmiyor.”  demiş.

Hemşireler hayretler ”madem sizin kim olduğunuzu bilmiyor neden onunla her gün kahvaltı yapmak için koşuşturuyorsunuz?” diye sormuşlar.

Adam buruk bir sesle yanıtlamış:

”Ama ben onun kim olduğunu hatırlıyorum…”

130108 Super Junior M Sina Söyleşisi (1.Kısım)
Sunucu:Ryeowook’tan başlayarak takdime başlayalım.
Wook:Merhaba millet, ben Reyowook.Hepinizle tanımaktan mutluluk duyuyorum.Görüşmeyeli çok oldu!
Sunucu:Çincesi iyi!
Hyuk:Uzun zaman oldu.Ben Eunhyuk.İyi seneler!
Sunucu:İyi seneler~
Hae:Calarım,ben Donghae.İyi seneler.
Sunucu:Donghae’nin ”canlarım” diyeceğini biliyordum.En iyi cümlesi!

Min:Merhba millet,ben Sungmin,İyi seneler!
Wook. *alkışlar*
Kyu:Bayanlar baylar şu anda Kyuhyun’u izliyorsunuz~
Sunucu:Çok resmi *gülüyor*
Herkes: Henry!
Henry:ah!
Herkes: Senin sıran!
Henry:Ah! Sevgili arkadaşlarım görüşmeyeli uzun zaman oldu.Ben Henry.Siz çocukları çok özledim~
Herkes:*Siwon’a bakar ve güler*
Sunucu: Havalı takılıyor.
Siwon:Merhaba sevgili arkadaşlar,ben Choi Siwon. *Eğilir*
Zhoumi:Merhaba millet.Ben Zhoumi.Uzun zaman oldu!
Sunucu:Ryeowook birşey söylemek istiyordu değil mi?
Wook:Ah.Pek birşey değil..Geciktik.40 dakika geciktik.Özür dileriz.
Sunucu:Ne kadar düşüncelisin.Yayına geç kaldığımız için hayranlardan özür diliyor.Size bir sır vereyim.Ryeowook dans sırasında dışarıda bıraktıkları üyelerin şimdi iyi olanlar olduğunu söyledi.
wook:Hayır~~Kötü olanlar.
Sunucu:*Gülüyor*SJM kısa bir süre önce ikinci albümleri Break Down’u yayınladı.Bir üyeden bize basit bir bilgi vermesini isteyebilir miyiz?
Zhoumi:İlk albümümüz olan ”Perfection”dan iki yıl sonra çıktı.Bu iki yıl içerisinde albüme hazırlanmak için oldukça zaman harcadık.Bu albümde 8 yeni şarkı var.Herbir şarkının farklı bir tarzı ve verdiği bir his var.Özellikle Break Down rock tarzı içeriyor.Ve birçok da yeni adım ekledik içine.Umarız herkes klibi sever.
Herkes:*Tezahürat eder ve alkışlar*
Sunucu:Eunhyuk bugün oldukça hareketli görünüyor.Geçen bacağının sakatlandığını görmüştüm.Şimdi daha iyi mi bacağın?
Hyuk:Ah~(Çeviren kişi burada ne dediğini anlamadığını ve bacağının kötü olduğuna dair birşey söylediğini not düşmüş)
Herkes:*Gülüyor*
Sunucu:*Gülüyor* O kadar kötü mü*
Hyuk:Ama önemli değil.Popülerim.
Sunucu:*Gülüyor* Bacağını incitesen de bizler için az önce dans ettin.Teşekkürler~
Hyuk:Ah.Teşekkürler.Dans etmeyi seviyorum.
Sunucu:Her farklı üyenin farklı rolünü bizlere takdim edin.Mesela Eunhyuk’un rolü dans etmek.
Hyuk:Dongahe~Hım..Donghae..
Kyu:Dongahe’nin rolü salak olmak.
Sunucu:*Gülüyor* Donghae kendi rolünü bize anlat.
Henry:Doğasında var onun salak olmak.(Ciddi bir tonla söylemiş)
Sunucu:Sence de 天然呆 (Doğal salak) Donghae’yi tarif ediyor mu Henry?
Herkes:*Hae’yi sıvazlar*
Sunucu:Peki Ryeowook, sence seni rolün ne ?
Herkes:Yemek yapmak.
Wook:Aşçı~
Herkes:Dans da!
Sunucu:Yemek yapmak mı dans mı? Yemek yaparken dans mı?
Wook:Tabii ki~
Sunucu:Gerçekten mi?
Wook:*Break Down ile gösteriyor*
Sunucu:*Gülüyor* Bir dahakine geldiğinde, bizim önümüzde de göster.
Donghae:Bir dahaki sefere SJM aktivitelerimiz olduğunda Ryeowook’un yurtta nasıl yemek pişirdğini ve dans ettiğini çekeceğiz videoya.Ve internete yükleyeceğiz.
Sunucu:*Alkışlıyor* Mükemmel! Weibo’ya koyun.Ahh.Sanırım Siwon’un weibosu oldukça popüler.
Siwon:Benim SJM’deki görevim weiboyu güncellemek.
Sunucu:Peki ya MiMi? (Zhuomi’yi kastediyor)
Hyuk:onun rolü Çin’ce.
Henry:Zhoumi’nin Çincesi çok gelişti.
Siwon:Bize hergün Çince öğretiyor.Bizim hocamız.
Henry:*Önünde saygıyla eğiliyor*
Zhoumi:Ama Korece oldu mu onlar benim hocam oluyor.
Sunucu:Henry ve MiMi uzun yıllar beraber çalıştı dolayısıyla iletişim konusunda pek de sıkıntıları yok değil mi?
Zhoumi:Hem de hiç sıkıntı yok.
Henry:Korecemin Çincemden iyi olduğnu hissediyorum.
Zhoumi:Onunla Korece konuşuyorum.Çünkü bazen üyeler hep beraberken,anlamıyorlar(çince).Artı biz de üyelere tekrar açıklama yapmak durumunda kalmıyoruz.
Sunucu:Yani Hery de Koreceden sorumlu?
Henry:Pek sayılmaz.
Zhoumi:İngilizce!
Henry:Ah evet İngilizce!
Sunucu:Peki ya Kyuhyun?
Kyu:Benimkisi en en tuhaf olanı.
Sunucu:tuhaf mı?
Siwon:Mizahtan sorumlu.
Sunucu:Hepinizin nüktedan olduğunu hissediyorum.Ve Eunhyuk’la Donghae beraberken, atmosfer de oldukça iyi oluyor.
Hae:Bizi gören herkes gülümseyecektir.
Hyuk:Aslında biz kamera karşısıda öyleyiz.Çekimden sonra ayrılıyoruz.
Suncuu:Peki ya Sungmin’in rolü?
Sunucu:Sungmin’in utangaç bir şekilde gülümsediğini gördüm.
Kyu:Rolünü anlayamamak.
Sunucu:*Gülüyor*
Sungmin*belli belirsiz başını sallıyor* Anlamıyorum.
Sunucu:Koreceyi de Çinceyi de anlamıyr musun? *Gülüyor*
Sungmin*Kafasını sallıyor* Anlamıyorum, anlamıyorum
Zhoumi:Rolü tatlı olmak! O bizim ağabeyimiz~Liderimiz.
Siwon:Neredeyse 30 yaşında.
Sungmin:*tuhaf oluyor*
Sunucu:Eunhyuk bir önceki performansta mı bacağını incitti? Bu üyelere de oldu mu? Bacaklarınızı performans sırasında incitmek, yanlış dans etmek vs.
Kyu:Donghae kendi dansını etmeyi çok sever.
Henry:Donghae yanlış dans etmedi.Ama kendi tarzını dahil etmeyi sever.
Sunucu:Özgün tarz!
Siwon:Hergün değişşiyor.Ama tarzını seviyorum.
Sunucu:Yani Donghae ruh haline göre hergün tarzını mı değiştiriyor?
Donghae:Hissiyatıma göre.
Sunucu:Peki diğer üyeler buna nasıl uyum sağlıyor?
Zhoumi:Onu hissiyatına göre hareket ediyoruz.Hahaha!
Sunucu:Yani hayranlar izlerken, SJM’in dansı hergün değişiyor mu?
Zhoumi:Hareketleri düzelttik ama Dogahe ve eunhyuk dansta çok iyi oldukları için onlar eklemede bulunuyorlar.
Sunucu:Yani d.ğer üyeler de ekleme yapıyor mu?
Siwon:Hepimiz onun dansına bakıyoruz *Eunhyuk’u işaret ediyor* O dans sırasında hata yapıyorsa hepimiz hata yapıyor oluyoruz.
Hyuk:Bir keresinde ben önderlik ediyordum ve yanlış dans ettim.Bütün üyeler de benimle birlikte yanlış dans etti.
Siwon:Aslında yanlış dans ettiğimizde kimse farketmez çünkü hep beraber yanlış yapıyoruz.Ama Shindong düzgün dans etti.O yüzden sanki o hata yapmış gibi gözüktü.
Suncu:Bence şirketiniz muhteşem.Yaptığınız hataları konuşurken yan tarafta menejeriniz de oldukça keyifli bir şekilde gülüyordu.
Henry:Bu menejer iyi değil. *Onu göstererek*
Sunucu:Siz çocuklar Kore’de alışveriş yaptığınızda popülaritenizden dolayı gizleniyor musunuz gizlenmiyor musunuz?
Hepsi:*Alışveriş *Zhoumi’yi göstererek*
Zhoumi:Kore’de programımız olmayınca alışverişe çıkıyoruz.
Siwon:Modayı takip etmeyi sever.
Sunucu:Super Junior’ın kendi aktiviteleri olacağı zaman Henry ve Zhoumi gidiyor mu?
Henry:Onları takip ederiz.Ve hayranlarla hayranlık yaparız.
Zhoumi:Henry ve ben boş olduğumuz için şarkı besteledik.
Sunucu:Bu albüme emek harcadığınız için hayranlar mutlu olmalı.Ve bugünkü konuşmaya bakılırsa, Koreli ünlülerin Çincesi hayli ilerlemiş.
Hepsi:Teşekkür ederiz.
Sunucu:Şimdi Çincenizi test edeceğiz.Arkadaki ekrana bakın.
Ekran:走你(Git)
Henry:Zhou nil (Doğru ama tonlama yanlış)
Sunucu:Henr ve Zhoumi kopya vermeyin.Bakalım Koreli üyeler okuyabilecek mi.
Kyu:Aslında okuyamayız.Sadece konuşulanı anlıyoruz.
Sunucu:Keli Zhou ni
Hepsi:Zhou ni
Hyuk:Zhoumi mi? *Zhoumi’yi göstererek.*
Hepsi:*Gülüyor*
Sunucu:Onu çok seviyorsun değil mi?
Zhoumi:*onaylıyor*
Sunucu:Anlamını biliyor musunuz?
Hepsi:….
Suncuu:Hepinizin telaffuzu doğru.Sungmin anlamını bil bakalım
Sungmin:Zhou ni?
Sunucu:Bence telaffuzu çok açık.*alkışlıyor*
Sungmin:Hım…Zou..
Henry:揍! (Zou aynı okunuşu ama farklı anlamlı) (yumruk anlamında)*yumruk hareketi yaparak*
Sungmin:Ha? yumruk mu?
Sunucu:Henry gerçekten bilmediğinden mi yoksa kandırmaya mı çalışıyorsun?
Henry:Biliyorum…
Dongahe:Ben biliyorum *Sunucuyu gösteriyor* Zou ni
Sunucu:Ben mi?! *Gülüyor* İlk defa böyle sunucuyu uzaklaştırmaya çalışan konuklarım oluyor.Ama anlamı çok da doğru değil.Bu kelime internette çok popülerdir. Bunu ”Haydi” anlamında kullanırız.
Eunhyuk:*Sexy,Free & Single’daki let’s go yerine Zou ni koyuyor*
Sıradaki kelime:这是极好的 (Zhe shi ji hao de)
Hepsi:Okumaya çalışıyor.
Sunucu:Bunun anlamı ”çok iyi”.Geleneksel bir sözdür.Bunu söylerseniz insanlar sizin Çincenizin çok ileri düzeyde oluduğunu düşünür.
Hepsi:Aah~~
Sunucu:Bu kelimenin Sungmin’e uyduğunu hissediyorum.Çünkü alçakgönüllü bir bakışı var.
Seungmin:Ze..Ze..Ha?
Hepsi:*Gülüyor*
Sunucu:Zhe shi ji hao de *Sungmin’in alçakgönüllü bakışını taklit ediyor*
Sungmin: Sungmin: Zhe.. Zhe shi hao de?
Sunucu:*Gülüyor* Pekala.Geçmene izin verelim.Çok tatlı.
Sungmin: *Sina yastığı ile yüzünü kapatıyor*
Sunucu:Öğrendim ki SJM,mesela Ryeowook,Çinceye meraklıyış.Okumaya çalışmaya da.
Wook:Zhe shi ji hao de
Sunucu:Ryeowook aynı zamanda EXO-K’in geldiği bölümü de izleidğini söyledi.
Wook:Evet onları seviyorsunuz değil mi?
Sunucu:Sizleri de seviyorum! Sarangheyo~

To Tumblr, Love Pixel Union